05 Temmuz 2007 Perşembe

evet kapılar açılır

Uzun süredir birşeyler yaz(a)madığımın farkındayım. Hatta okur oranımda ciddi bir düşüşün olduğunun da farkındayım. (rakamlar yalan söylemez)

Ama bu dönemde hayatımda çok büyük değişiklikler oldu. Okul bitti (öğrenme bitmedi, hiç bitmeyecek), çok heyecanlı bir şekilde profesyonel hayata adım atıldı (çok şükür mükemmel bir yerde, zorlayıcı ve bir o kadar da öğretici bir görevde), hayat artık daha farklı gelmeye ve boyutlar değişmeye başladı.

Bonus olarak ise şu oldu: Mezun olduğum fakültenin internet sosyal ağını kurdum. Daha önce imkanlar olmasına rağmen akla gelmemesi ise beni daha çok şaşırttı. İlk üç günde şimdi ki üye sayısının yarısını yakalamıştık. Fakat üye alımları devam ediyor (tabi sadece mezunlardan). Herkes birbirlerine yorum bırakıp türlü konularda yardım alıyor. İnsanlar içeriği kendileri oluşturup, kendileri üye kazandıyorlar. Fikir edinmeniz ve kendi fakültenize uygulamanız açısından buyrun

11 Mayıs 2007 Cuma

bir kapı kapanınca...

derler ki bir kapı kapanınca, bin kapı açılır...

mı?

15 Nisan 2007 Pazar

Okumadan ölmeyin...

Sevgili Tunç çok güzel anlatmış. Okumadan ölmeyin!
Ama okuyunca da azıcık düşünün! Azıcık.
O bile yeter!

11 Nisan 2007 Çarşamba

neredeyim? ne yapıyorum?

Bir süredir herhangi bir şey bloglamıyorum. Bunu özellikle yapıyorum. Zihnimi dinlendiyorum biraz.
İstanbul'u yaşamaya çalışıyorum mümkün olduğu kadar.
Pasajlara giriyorum, eski mekanları inceliyorum.
Tatilimi Beyoğlu'nun arka sokaklarında geçiriyorum.

Sizlere de iki güzel çalışma armağan ediyorum.



03 Nisan 2007 Salı

istanbul modern derken?



Google Bize Logo Yapsana! yoğun ilgi görüyor. Fakat benim sizden gelenler sayfasında dikkatimi çeken şey, o özel günlerin arasına sıkıştırılmış bir reklam. hatta reklamsı :)
Reklamı her yerde, her fırsatta ortamına uygun olarak yapmanın güzel bir örneği sanırım.
Acaba bunun üzerine kaç pazarlamacı daha düşünmüştür böyle bir şeyi yapmayı diye düşünmeden edemedim. Belki çekindiler, belki de özel günlerle alaka kuramadılar. Ama yapılanlardan birisi oraya eklenmiş. Özel günlerle alakası olmadığı için de hemen dikkatimi çekti, paylaşmak istedim.

01 Nisan 2007 Pazar

reklam dünyasının yeni yetmesiydik.. hala öyleyiz :)

Internette reklam aldığım zamanlarda bir müşterimiz vardı. Kendi işinin reklamını gayet güzel yapmıştık ama bize ödemesi gereken parayı bir türlü ödemiyordu. (bak sen!)
Bunun üzerine patronlarına özel bir telefon açıp sorunun ne olduğunu ve neyi yanlış yaptığımızı sordum (ee "kendini eleştir öncelikle" temalı derslere hep gitmiştim okulda). Kendisi gülerek her şeyin gayet iyi olduğunu ama parayı özellikle ödemek istemediğini söyledi. Sebebini sorduğumda bizler reklam dünyasındaki dünkü çocuklardık ve ona göre kazık yemeden bir şeyleri öğrenemezdik. Kendisi kısaca bize öğreten adamı oynuyordu.
Kısa bir şaşkınlıktan sonra ödememesinin sorun olmayacağını ama şu dakika itibariyle aldığı yüzlerce "refer" (internet üzerinde müşteriye aktardığımız her potansiyel kişiye refer diyorduk) adedini kendi bölgesindeki en dişli rakibinin internet sitesine kendi sloganı üzerinden yönlendirebileceğimi söyledim.
Biraz sessizlikten sonra "siz bir çok şeyi öğrenmişsiniz aslında" dedi.

Çok mu kötüydüm bilmiyorum :)

Ertesi gün para hesabımıza yatmıştı.

30 Mart 2007 Cuma

pazarlamada kiss kurali... Mahir bi ses ver?

Pazarlamada çoğu zaman KISS (keep it simple & stupid) dediğimiz kural işliyor-muş. (Ben bunu bugün fark ettim. Erdi'ye ithaftır bu. Tespit etmeden bir günüm geçmiyor Allah kahretmesin).
Her şeyin basiti ve genelin anlayabileceği şekli insanların ilgisini çekiyor. Karışık şeylerden nefret ediyoruz. Yani ben ediyorum en azından.
Basitlik bizi yormuyor. Aynı şeyi basit olanla yapabiliyorsak, her zaman onu seçiyoruz. Yani ben seçiyorum en azından.
Yahoo ve Google'u ya da iPod ve herhangi başka bir mp3 çaları karşılaştırın. Ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Şimdi buraya da "yani ben anlıyorum en azından" cümlesi iyi gider :)

Bir de I Kiss You! Mahir var da onun konumuzla bir alakası yok arkadaşım.

29 Mart 2007 Perşembe

Modern Ixiptla’lar

Bilkent News gazetesinde köşe yazısını okuduğum zaman "İşte bu!" dediğimi iyi hatırlıyorum. Daha sonra kendisine yazının Türkçe halini bloglamama izin verip vermeyeceğini sordum. Bana anında çevirisini yolladı. "Pazarlananlar" söz konusu olduğunda alınacak çok ders olduğuna inanıyorum. Sevgili İsmail'in kaleminden, buyrunuz:

Ixiptla’lar, Orta Amerikalı Aztek Uygarlığı’ndaki Tezcatlipoca kültünün merkezini oluştururlardı. Her yıl, Tezcatlipoca festivalinden hemen sonra, yakışıklı ve kültürlü bir genç tanrı Tezcatlipoca’nın yer yüzündeki görüntüsü olarak seçilirdi. Bir yıl boyunca bu genç (ixiptla) büyük bir saygı görür; 4 karısı, 8 hizmetçisi olur ve en değerli mücevherler hizmetine sunulurdu. Bir yıllık ihtişamdan sonra tekrar Tezcatlipoca festivali gelir ve genç, rahipler tarafından kurban edilirdi. Çünkü Tezcatlipoca gece, kuzey, toprak, obsidyen, husumet, anlaşmazlık, yöneticilik, kutsallık, baştan çıkarma, büyü, güzellik, savaş ve nifak tanrısıydı.

Hepimiz Britney Spears’ı er ya da geç bir trajedi içinde görmek istedik. Bu isteğimiz artık gerçekleşti. Görev tamamlandı.
Hepimiz onun kurban edildiğini görmek istedik, çünkü bir pop ikonu olarak onun işlevi buydu. Tehdit söz konusuyken hayatta kalmaya tapılır. Tüm risklerden kurtulduğunuz zaman, facialar ve trajediler istenir.

İki basit formül:
Ne kadar güvende hissederseniz (bu biz oluyoruz), trajedileri o kadar çok arzularsınız.
Ve ne kadar çok yükselirseniz (bu da Britney oluyor), düşüşünüz o kadar çok arzulanır.

Tüm dış tehditlerin diskalifiye edildiği bir sosyal mekanizmada ya kendi riskinizi yaratırsınız, ya da başkalarının başarısızlıklarını izlemek istersiniz. Hayatınızı iyi korunmuş sokakların, iyice kilitlenmiş kapıların ve düzgün inşa edilmiş apartmanların güvenliğinde yaşamaya mahkûm olduğunuz için, ya yok yere bir dağa tırmanırsınız, ya da yok yere bir dağa tırmanırken yaralananlarla/ölenlerle ilgili haberleri izlersiniz. O ya da bu şekilde, insan kurban etme çemberine katkıda bulunursunuz.
Popüler kültür tarihi, aslında uzun bir insan kurban etme listesidir. Sistem basittir: biri çıkar ve izleyicilere müzikal, sinematik veya siyasi yeteneğini kanıtlar. Kişi popülerleştikçe, ixiptlanınkine benzer bir hayat süren bir ünlü hâline gelir. Zamanı geldiğinde, modern ixiptla ya ölerek(1), ya çöküntüye uğrayarak(2), ya da bir ibret oluşturarak(3) görevini yerine getirir. Eğer ünlü kendini bir şekilde kurban etmezse, izleyiciler onu kısaca görmezden gelerek gerekli trajediyi yaratırlar.
Bugün, ünlüleri ve politikacıları yücelten biziz. Bu yüzden de, kurban edilmelerini izlemek istiyoruz; ve bunu hak ediyoruz. Bu bakımdan, festival geldiğinde iyi bir kurban olmaları amacıyla seçilmiş ixiptlalardan hiçbir farkları yok.
Eğer insanlar size tapınmaya ve sizi yüceltmeye başlarlarsa, kurban edilirken izlenmek kaderinizdir. Görünen o ki bu kural hep işliyor, kim olursanız olun –ister bir Aztek genci, ister Nasıralı İsa, ister Los Angeles’li Britney Spears.

İsmail O. Postalcıoğlu

1 Kurt Cobain (uyuşturucu), Marilyn Monroe (yüksek dozda yatıştırıcı), John Lennon (eli silahlı bir hayran).
2 Bu konuda aklımıza hemen iyi bir örnek gelmemesi aslında çok anlamlı, çünkü aklımıza gelecek örnek ne kadar iyi bir örnekse, o kadar unutulmuş olması gerekir.
3 Michael Jackson (pedofili), Elvis Presley (uyuşturucu bağımlılığı ve şişmanlık), Mickey Rourke (alkol bağımlılığı), ve son olarak Britney Spears (sinirsel çöküntü).

----------
Bu yazı ilk defa 20 Mart 2007 tarihinde, yazarın Bilkent News gazetesindeki köşesinde yayımlanmıştır. Yazarin diğer köşe yazılarının orjinallerine ve cevirilerine Bilkent News adresinden ulasilabilir.

28 Mart 2007 Çarşamba

Google sana diyorum! Bak bi buraya...

Bu aralar Özgür Alaz coştu. Google Earth üzerinden yaptığı CV'den sonra şimdi de Google'a seslenenler arasında.

Kişisel not: Hürriyet IK'da Özgür'ün CV çalışmasıyla ilgili yayınlanan haberde yer verilen yorumlar hep negatif yorumlardı. Haberin işinin ehli biri tarafından hazırlanmadığı açıkça belliydi.

27 Mart 2007 Salı

üç yerine bir kuralı...

Hayatta geliştirdiğim (eminim aynı şeyi başkaları da düşünmüştür) ve her alanda kullanmaya çalıştığım bir kural var.
Bir şeyin üç tane orta hallisi olacağına bir tane çok iyisi olsun. Şirketler için konuşursak:
- Üç tane orta beceride satış elemanınız olacağına bir tane çok iyisi olsun (ve onu hep daha iyisi için eğitin).
- Üç tane müdürünüz olacağına bir tane olsun (ona daha fazla yetki verin -empowerment)
- Üç tane sektör üçüncüsü ürününüz olacağına bir tane sektör birincisi ürününüz olsun (sadece ona odaklanın)

Kişisel bonus olarak: bir de lütfen üç tane orta kalite tshirt yerine, bir tane çok iyisinden alın.